oi va voi
en sevdiğim şarkılarından biri, gypsy:http://www.youtube.com/watch?v=8ZWrxBS9Dwk küçük bir güzellik yapmayı da ihmal etmemişler...
hasan hüseyin korkmazgil
hangi şiirini en çok sevdiğimi bilmediğim şair.
ama bunu çok seviyorum, biliyorum...
Bu kenti sevdim dedim
Benim olsun demedim ki
Sevdim dedimse akşam kızıllığını
Gönlüm gibi akıp giden şu çayı
Şu ormanı şu denizi şu dağı
Benim olsun demedim ki
Vuruldumsa gözlerinin gül bahçesine
Yürek çizen şimşeklerse kaçamak bakışları
İşte buna sevmek derler dedimse
Çattımsa acıların en güzeline
Yedirdimse uykuları o tatlı kuşa
Benim olsun demedim ki
Bu akşam kankırmızı şarap istiyor canım
Bu akşam dünyanın bütün şarkılarını
Bu akşam dünyanın bütün özlemlerini
Bu akşam beni yalnız bırakın
Bu akşam yalnızca onu düşüneceğim
Onu ve kendimi yalnızca
gevende
bir de gevendece çıktı bakalım... "yana yini mo inay ye sama" bu ne ki?
bana da biraz Hanuka, üflemelilerle de Goran Bregovic'i anımsatır.
http://www.youtube.com/watch?v=En3pS54-mGw&mode=related&search=
doğmak
anne kucağına doğmak, sevgili koynuna doğmak, yani bir rahimden gelip diğerine sığınmak, ama yine de doğmak işte...
gece
sabaha katılan nedir gecemden çalınanın yanında?
sır
çok kez söyledim. ama kimseye bunun en deli sırrım olduğunu söylemedim.
böylece bu sır beni boğmuyor, ve hala kimse sırrımı bilmiyor
ilhan irem
çok uzak anılar çocukluğumuz
ilk öpüşün coşkusu unuttuğumuz
ilhan irem
"ola ki günün birin de gemiler döner geriye
kimin için yolculuklar ve kalan kim geride"
benim ilahim ise bu:
"uzaklarda bir düş kur. yapayalnız bir gülüş ol.o gülüşlerden bir ev kur. delilenme git gelme dur...
...o zamansız zamanlarda eğri büğrü sevdalarda...
yalan yanlış aynalarda, baştan kara çıkmazlarda
sürgün gibi masallarda"
"yağma yağmur beni silip süpürme, yağma yağmur uzaklara götürme
yaşlarımla yaşlandım, sırılsıklam ıslandım
beni eski sevdalara düşürme"
susmak
artık geçmiş susmalı
ben susalı çok oldu
birey
bireyden "biz"e ne?
tetris
geyik: tetristen hayat felsefesi. Şöyleki;
tetris bize bir dizi şekiller gönderir ve biz bunları olabilecek en iyi biçimde boşluk birakmadan dizmeye çalışırız. diğer yandan bir sonraki bize gösterilir ki biz o sırada geleni yerleştirirkene, diğerini yerleştireceğimiz en iyi yeri de seçebilelim. azcık düşünmek de gerekir, hep kaderci yaşanmaz. aman boşluk bırakmayayım derken bir yandan obsesyon pırtlatır, bir yandan da bazı şeylerin öyle her zaman mümkün olamayacağını öğretir. falan filan... bunlar işin geyik kısmı tabi, neyse, hadise şu ki zorlarsak olmayandan olanı çıkartma ve her şeyi istediğimiz gibi anlayabilme yeteneğine sahibiz.
kedi
eve yorgun gelip onunla oynamaya dermanım olmadığı zamanlarda lazerle avutmaya çalışırken deli ettiğim, sonunda ışığın kaynağını bulup keskin bakışlarını üzerime dikip intikam için saldıran akıllı dostum.
dökülen tüylerini, yemek sonrası mama kokan ağzınla yüzümü yalamanı, ayağıma saldıracan diye hareket etmeden uyuduğum stresli geceleri, takılarımı aşağı indirebilmek için gösterdiğin hayranlık uyandıran sabrını, azar işiteceğini anlayınca kıçını dönüp tıngır tıngır kaçışını, yakalanınca da gözlerini kırpıp kırpıp takıntığın o masum havalarını, evin her tarafına benden önce fırlamanı, musluklardan ufacık dilinle su içişini,patilerini yıkayışını, benimle duşa girip suyla oynayışını, pembe burnunda kalan yoğurdu, eve geldiğimde uykudan uyanıp gözlerin yarı açık beni karşılamaya gelişini, kaktüslerimle olan anlayamadığım arkadaşlığını çok seviyorum.
nankör değilsin. sen dünyaya aitsin, ben dünyaya, verdiğim yemek dünyaya...
hayatlarına giriyorsak, elbette karınlarını doyuracağız. bir de bize minnet mi duyacaklar bunun için? ya da biz bunu mu bekleyeceğiz? ne o "nankör", neden? "ya işte ben besledim o tırmaladı"... ben olsam parçalardım
yabancı
tanımadıklarımız değil. tanıdığımızı sandıklarımız ve tanıdığımızı sandıklarımızın yabancılığını görünce kendimize yabancılaşan biz.
yoksa tanımadığımız her kişide bir şeyler tanıdık.
manu chao
aklıma annemin okuduğu o kitabın adı geldi;
"kımıl zararlısı olma kımılda biraz"